Her ressam Tanrı'dır kendi tuvaline. Çizerek yaratır dünyaları. Her şairde Cebrail nefesi saklıdır, sayfalarca anlatır meramını....
Adam akıllı geometrik şekil bile çizemedim ben hiç. Çöp adamlarımın eğriydi kolu bacağı. Kavisli ve yamuk yumuk olurdu, yuvarlak olması gereken kafaları.
Şiir de yazamadım derin ve içsel. Bitiremedim mısraları. Redif fesatından lâl olurdu her satır aralığı.
Bir mecburiyetti bana nesir ya da çok bilinen ismiyle düzyazı. Yazmaya başladım çok erken, çoğunu yırtıp attım aslında; ya kâfiydi yazmak ya da kâfi değildi ifşa için yeterince bana.
Ressama neyse renk, bana da o olmuştu kelime. Sonra dile sardırdım makarayı. Baktığımda gördüğüm şey hep aynı, terana aynı; ağız değişik, çene değişik... Mizansen aynı; el değişik kol değişik.
"Şu Türkçedir, bu zaten Türkçe... Doğduğu yerden Anadolu'ya akmalıdır Frenkçe!"
Hepsine buyur otur demekten ölesiye su içirilmiş kurbanlığa dönmüş sözlük: İşkembesi gergin, tartıda ağır, gözde büyük; gel gör ki anlaşıda yetersiz, mânâda hafif, maksadı hâsıl etmede küçük.
Millet helak: eşofman diyemez eşortman der, aşortmen der. Gardolap der, gardılop der. Prospektüs demeye yeltenmez bile. Ama bizim çok bilmiş zübükler madalyon sallamaya devam eder. Hâlâ savunur elinde hiç anlamadığı kelimelerden oluşan tetkik kağıdıyla hastanede dumur olan hastanın dramını. Tababetin kelimeyle kâim olduğunu sanar. Bilim üretmeyi değil, Science demeyi anlamlı bulur öğreti gereği; çünkü ona göre ilerlemek, ileri olanın kucağına oturmak demektir. Ve görev bellidir: "Gastroenteroloji kelimesini düzgün okuyup yazamayana gülünecek, bu kelimeye Türkçe karşılık üretmeye çalışan ÖzTürkçeci addedilecek. Kim ki Nöroşirurji diyemez, hekimlikten azledilecek..."
22 Eylül 2010 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Rezilliğinize can-ı gönülden gülmek istiyorum.
YanıtlaSilNOT: Hakaret içermemektedir.